ABS suyu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ABS suyu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ekim 2014 Pazar

Montaj aşamaları, 6. adım: Z gijonu - motor bağlantısının gerçekleştirilmesi

Sigma 3D yazıcımızın montajında oldukça basit görünmekle birlikte, baskı kalitesi üzerinde çok belirgin etkisi olabilecek bir aşamaya gelmiş bulunmaktayız. En son montaj aşamamızda Z asansörlerine yerlerine takmıştık. Z asansörleri yazma kafasını Z yönünde, yani yukarı-aşağı yönde hareket ettirecek parçalar. Bu hareketi sağlayacak olan yapılar ise tabii ki motorlar. Motorlarla ilgili yazımızdan hatırlayabileceğiniz gibi yazıcımızda stepper motorlar kullanılıyor ve bu motorların kendilerine ait milleri var. Bu millerin gijonlar ile bağlantılarının kurulması gerekiyor, yoksa motorun dönme hareketini gijona aktarmamız mümkün olmaz. Bu aktarma işlemini yapan parçaya kaplin adı veriliyor. Kaplinler ile ilgili plastik parçalar bölümünde kısa bir bilgi vermiştim. İsterseniz tekrar hatırlayalım: Kaplin, İngilizce "coupling" kelimesinden geliyor ve anlamı birleştirmek-eşleştirmek. Yaptığı şey de zaten iki ayrı parçayı birbirine bağlamak.

Kitimizin içerisinden Z gijonu ile Z motoru arasında bağlantı için iki farklı kaplinden birisi çıkmış olabilir. Benim satın aldığım kitte aşağıda resmini görebileceğiniz plastik kaplin ve aksesuarları yer alıyordu:


Plastik kaplinlere ek olarak iki adet kaplin hortumu, M3x15 imbuslar ve M3 somunlar montajda kullanılıyor. Şimdi burada akla şöyle bir soru gelebilir: İki cismi birbirine bağlamak için bu kadar parçaya ne gerek var? Bu noktada ilk problemimizi ortaya koyarak açıklamaya başlayalım: Motor şaftımızın kalınlığı ile gijonun kalınlığı aynı değil. Motor şaftımız yaklaşık 5 mm çapa sahip iken, gijon M8 boyutunda, yani 8 mm çapa sahip..Bu durumda iş biraz karışıyor çünkü bağlantıda kullanacağımız yapı her ikisine de uyum göstermek zorunda. Kitimizde bu amaçla kaplin hortumundan faydalanılıyor. Kaplin hortumunu motor şaftına geçirerek şaftın çapını arttırıyoruz, bu sayede gijon ile aynı kalınlığa geliyor. Hortum yerine izolatör bant da sarılabilir ama yeterince sağlam olmayabilir.Kaplin hortumunu yerleştirdikten sonra motor şaftı aşağıdaki gibi görünüyor:


Resimde görülebildiği gibi hortumu yerleştirdiğimizde çaplar eşitleniyor. Ama hala dönüş hareketini aktarabilme imkanı yok çünkü birbirlerine bağlı değiller. Bu bağlantıyı yapmak için plastik kaplin parçalarının üzerlerindeki uygun deliklere M3 somunları yerleştiriyoruz (her parça yüzünde iki tane altıgen bölge var, o kısımlara yerleştireceğiz):


Bundan sonra plastik parçaları yerlerine takıp birleştireceğiz. Resimde de görebileceğiniz gibi plastik parçalarda yukarı yönü gösteren bir ok var, parçaların o tarafları yukarıya bakacak (parçanın iç tarafındaki oluğun çapları buna göre tasarlanmış).


Kaplini bağlantısı ile ilgili iki farklı görüş hakim. Bunlardan biri gijonun motor miline temas edeceği şekilde bağlantının yapılması:


  Resimde çok iyi gözükmüyor olabilir ama kaplinin içine baktığımız zaman gijon ile milin temas ettiğini görebiliriz. Bu yöntem nispeten daha kolay ama bazı eleştirilere maruz kalabiliyor. Eğer motor mili veya gijonda kesim noktalarında eğrilik varsa, bu eğrilik sebebiyle gijon yalpalamaya başlayabiliyor. Gijonun yalpalaması demek, Z asansörünün düz bir şekilde yukarı çıkması yerine, hafif oynamalar yaparak yukarı çıkması demek, ki bu da baskı kalitesini düşürüyor. Ayrıca gijonun sürekli mil ile temas halinde olmasının motor şaftı üzerinde baskı yaparak uzun dönemde şaftın eğilmesine yol açabileceğini belirtenler de var. Bu ikinci seçenek ne kadar olası bilmiyorum ancak ilk seçenek sebebiyle ben araya az bir miktar boşluk koymayı tercih ettim. Kaplini vidalarken gijonu çok küçük bir miktar yukarı kaldırıp o şekilde sıkıştırıyorum.

Plastik kaplin yerine kullanabileceğimiz alternatifler var. Bunlardan birisi normalden daha uzun bir somun şeklinde tarif edebileceğim, M8 çapa sahip bir bağlantı somunu:

  
Bu çözümü kullanmayı denedim ancak çok başarılı sonuç alamadım. Parça metal olduğundan tabii ki plastik parçaya kıyasla daha dayanıklı ama mil ile gijon arasındaki çap farklılığına sunduğu bir çözüm yok. Mile bant sarmak veya kaplin hortumunu kullanmak zorundayız. Ayrıca gijon somuna vidalandığında gijonun tam sabitlenmediğini, hafif oynayabildiğini görüyoruz (backlash mekanizmasına benzer bir sebepten dolayı).

Başka bir çözüm, metal kaplinleri kullanmak. Metal kaplinin sunduğu bazı avantajlar (ve tabii dezavantajlar) var. Aşağıdaki resimde bir metal kaplin ile bağlantı yapılmış hareketli aksamı görebilirsiniz:


Bu parçanın iki özelliği var: Birincisi iki ucundaki delikler farklı çapa sahip. Yani üstte kalan delik 8 mm, altta kalan delik 5 mm çaplı. Bu sayede gijon ve mil arasındaki çap farkı sorunu ortadan kalkmış oluyor.İkinci özelliği ise, parçanın bir yay gibi tasarlanmış olması. Parçanın orta kısmındaki spiral tasarım sayesinde parça sağa sola doğru esneme yapabiliyor. Bu, ilk başta sanki istenmeyecek bir özellikmiş gibi dursa da, milde veya gijonda bulunabilecek çok küçük miktardaki eğrilikleri kompanse edebilecek bir mekanizma sağlıyor.Tamamen katı bir parça ile bağlantı yapıldığında, bu tip eğrilmelerin etkileri katlanarak yukarıya doğru aktarılırken, yaylanabilen kaplinler kendileri bükülerek bu eğriliğin etkisini azaltıyorlar. Bu tip kaplinlerin bence en büyük sorunu ise gijonu kapline bağlamak için kullanılan setskurların (setskur, yukarıdaki resimde üstteki deliklerin içinde görebileceğimiz, başı olmayan vidalara verilen isim), gijonun dişlisinin spiral şekli sebebiyle gijonu iyi bir şekilde sıkıştıramaması, hatta bir yöne doğru eğme eğilimi göstermesi. Bu problemi çözmek için gijonun kapline giren kısmına kapton veya türevi bir bant sararak yüzeyini düzleştirmek bir seçenek olabilir. Daha iyi ancak yapması güç olan bir teknik de kaplin içine girecek olan dişlilerin torna benzeri bir alette traşlanmaları ve düzleştirilmeleri. Bu sayede gijonun bu kısmı bir mil kadar pürüzsüz hale getirilebiliyor.

Kaplinlerimizin montajını yaptıktan sonra gijonları daha sabit bir pozisyona sokmak için ek bir aşamamız daha var. Ben şu anda bu aşamayı kullanmıyorum çünkü gijonumda hafif bir eğrilik olduğunu düşünüyorum. Eğer kendi kullandığınız gijonun tamamen düz olduğunu düşünüyorsanız aşağıda tarif edeceğim aşamayı gerçekleştirebilirsiniz. Gijonu Sigma 3D'nin üst iskeletine sabitlemek bu aşamanın ana hedefi. Bu sayede alttan kaplin, üstten ise diğer parça gijonu  tutarak düz bir inme-çıkma hareketinin gerçekleşmesini sağlayacak. Bahsettiğim parçaların resmi aşağıda görülüyor:


Bu gülen yüzün gözlerini iki adet plastik parça (Z sabitleyiciler) ve ortalarında yer alan 608 nolu rulmandan meydana geliyor. Ayrıca profile monte edebilmek için M5 kare somun ve M5x10 imbuslara ihtiyacımız var. Bir de bu resimde görmediğimiz M8 somunlar gerekiyor. Montajı aşağıdaki şekilde gerçekleştireceğiz:


Motor ile gijonun aynı hizada olduklarından emin olduktan sonra gijonun üstte kalan kısmına komşu profillere ikişer adet kare somun yerleştiriyoruz. Bunu takiben gijonumuza 1 adet M8 somun vidalayacağız. Eğer bulabilirseniz M8 normal somun yerine fiberli somun kullanabilirsiniz. Eğer fiberli somun bulamazsanız normal somun kullanın ancak son konumuna geldiğinde dönmemesi gerektiğinden yapıştırıcı ile sabitlenmesi gerekecek (bu amaçla ABS suyu da kullanabilirsiniz). Somunu yerleştirdikten sonra üstüne Z sabitleyiciyi yerleştiriyoruz:


Z sabitleyiciyi vidaladıktan sonra yine bir M8 somunu gijona vidalıyoruz. Bu iki M8 (veya fiberli M8) somunun kullanım amacı rulman ile gijonun daha sık bir şekilde bağlanmalarını sağlamak ve bu sayede dönüş aksındaki olası küçük kaymaları önlemek. Ben şu anda bu parçayı kullanmadığımdan son halini şematik resimlerden göstereceğim:


Yukarıdaki resim alttaki M8 somunun yerini gösteriyor. Aşağıdaki resim ise üsttekini göstermekte:


Peki ben hangi sebeple şu anda bu parçaları kullanmıyorum? Eğer gijonunuzda bir eğrilik varsa ve siz çok sağlam bir şekilde üstten ve alttan gijonu sabitlerseniz, bu kısımlarda kesinlikle bir yalpalama görmüyorsunuz, yani yöntem o bölgedeki yalpalamayı çok güzel engelliyor ama gijon hala eğri olduğundan, yalpalama doğrudan gijonun orta kısımlarına doğru yer değiştiriyor. Açıkcası gijonun orta kısmları, uç kısmına göre baskı kalitesi açısından çok daha önemli. Eğer yalpalamanız ortada çok belirginse, baskınızda "z-wobble" adı verilen periyodik çizgilenme kusurunu çok daha belirgin olarak göreceksiniz demektir (bu konudan ilerde bahsedeceğim). O yüzden ben bu parçayı kullanmıyorum. Tabii ideal çözüm tamamen düz bir gijon ile bu işlemi gerçekleştirmek ve o durumda parçayı kullanmakta bir sakınca olmayacaktır.

Bağlantılarımızı gerçekleştirdikten sonra tamamen düz bir aksa sahip olduğumuzu kontrol etmemiz gerekiyor. Yani gijonu el ile çevirdiğimizde, 8 çizmemesi gerekiyor. Kendi eksenine dönmüyorsa, yalpalama yapıyorsa, gijon veya motor mili eğri olabilir veya Z eksenini yukarıdan stabilize eden parçalar ile motor aynı eksen üzerinde olmayabilir. Bu durumda hatayı düzeltmek gerekiyor. Burada her ne kadar 1 paragrafta bu sorunu özetlediysem de aslında cihaz montajı sonrasında ince ayar aşamasında bu bölge ile epeyi oynamamız gerekebileceğini aklımızda tutmamız gerekiyor.

Ana konumuz olan gijon-mil bağlantısını gerçekleştirdikten sonra ek bir iş daha yaparak bu aşamamızı bitireceğiz. Sol tarafta yer alan Z asansöründe, X aksını hareket ettirmek için kullanılan bir motorumuz var bildiğiniz gibi. Bu motorun montajını gerçekleştirmemiz gerekiyor. Motoru flanşına M3x10'luk somunlarla tutturacağız:


Ayrıca motor miline GT2 kayışı bağlamak için kullanmamız gereken bir kasnağımız vardı, onu da bu aşamada yerine takıp M3x6'lık setskur ile sıkıştırabiliriz:


İsterseniz cihazımızın son halini görelim:


Bir sonraki montaj yazımızda Y ekseni tablasını yerine monte edeceğiz .....

20 Eylül 2014 Cumartesi

Sorunlarla başa çıkma yolları: "Eyvah, parça kırdım!"

Blogumuzu sürdürürken montaj aşamaları ve parça tanıtımları dışında bazı pratik bilgilere de yer vermeyi istedim. Bunun sebeplerinden biri, montaj esnasında her zaman her şeyin yolunda gitmeme olasılığı. Tabii ki aşamaları birebir takip edip sorunsuz bir şekilde mutlu sona ulaşmak herkesin dileği ama gerçek hayatta Murphy kanunları geçerliliklerini koruyorlar ve bir iş ters gidebilecekse mutlaka gidecektir. 3 Boyutlu yazıcınızı kendiniz monte etmeye karar verdiyseniz (ve bir de benim kadar az mekanik deneyiminiz varken bu yola girdiyseniz) bir noktada mutlaka karşınıza bir sorun çıkacaktır. Bu sorunların bazıları nispeten basit çözümlere sahiptir. Örneğin metal bir mil, plastik yuvasına tam oturmuyor olabilir.Dikkatli bir şekilde zorlama yaparak bu parçayı yerine yerleştirebiliriz. Veya gerekli bir cıvatayı o an bulamıyoruzdur, hırdavatçılardan gerekli malzemeyi temin edebiliriz.


Montaj esnasında beni en korkutan kısım, plastik parçaların montajı kısmıydı. Çünkü diğer tüm malzemeleri bir şekilde dışarıdan temin etmek mümkün (mil ve gijonlar dahil) ama plastik parçalar yazıcı için özel olarak basıldıklarından bunların eşdeğerlerini herhangi bir dükkandan bulabilme imkanı yoktu. Kiti tasarlayan Özgür ve Serkan Bey'ler her zaman için bu gibi bir durumla karşılaşırsam bana gerekli parçayı basarak yollayacaklarını belirtmişlerdi (kiti yurt içinden almanın en önemli avantajlarından bir bence buydu) ama yine de gün aşırı "o parçayı kırdım, gönderin lütfen, bu parçayı kırdım, tekrar basın lütfen" demek istemiyordum, çünkü bu kiti monte etmek, bir bakıma benim kendi rüştümü ispat edebilme çabamdı. Elimden geldiğince montajın her aşamasında özenli bir şekilde çalıştım ama ne yazık ki korktuğum şey başıma geldi ve en sonunda plastik bir parçayı kırdım. Aşağıdaki resimde kırılan parçayı görebilirsiniz:



Parça kırıldığında insanın ilk hissettiği şey büyük bir hayal kırıklığı oluyor. Sanki o ana kadarki bütün çaba ve çalışma boşa gitmiş gibi geliyor. Aynı zamanda şiddetli bir çaresizlik duygusu da insanı kaplıyor (yukarıdaki resim muhtemelen montaj esnasında çekmek istemediğim tek resimdir). Neyse ki bu duygu çok uzun sürmedi ve hemen cihazın tasarımcılarına bir mail atarak durumu bildirdim. Tasarımcılardan Özgür Bey bana uygun parçayı basıp yollayabileceğini söyledi ama ondan önce parçayı yapıştırmayı deneyip denemediğimi sordu. Kırılan parça yukarıda görülebileceği gibi X arabasını X motoruna bağlayan kayışın tutunduğu küçük plastik bir çıkıntıydı ve bu parça sürekli itilme-çekilme gibi kuvvetlere maruz kalacaktı. Dolayısıyla bu parçanın yapıştırılarak yerine tutunabileceğine hiç ihtimal vermediğimden böyle bir girişimde bulunmadığımı belirttim. Kendisi yine de bir denememi önerdi ve yapıştırıcı olarak da "ABS juice" adı verilen maddeyi kullanmamı tavsiye etti.

Bildiğiniz gibi yazıcımızın plastik parçaları ABS (Acrylonitrile Butadiene Styrene) adı verilen plastikten imal ediliyor (başka plastik tipleri de baskı için kullanılabiliyor ve bunlardan ileride bahsedeceğiz. Burada anlatacağım tamir tekniği ABS için geçerli). ABS, aseton ile temas ettiği zaman eriyor ve sıvı hale geçiyor. Bu sıvıya "ABS juice (ABS suyu)) adı veriliyor. Sıvı, içerisinde aseton bulunduğundan, ABS içeren plastik bir parçaya temas ettiğinde onu da eritiyor ancak sonra aseton uçtuğu zaman (ki kolay uçuyor) hemen sertleşiyor ve geriye sadece sert plastik kalıyor. Bu sayede plastik bir parçayı sanki kaynak yapmış gibi başka bir plastiğe yapıştırmak mümkün olabiliyor.

Tarifini öğrendikten sonra hemen ABS suyu yapmak için girişimlere başladım. İki ana malzemeye ihtiyacımız vardı. Bunlardan birincisi aseton, ikincisi ise ABS. Aseton konusunda önemli olan nokta, yüksek saflık oranına sahip ve katkı maddesi içermeyen bir aseton bulabilmek. Tırnak ojesini çıkartmak için kullanılan aseton çok kolay bulunabilse de maalesef bu işe uygun değil, çünkü parfüm gibi ek maddeler içerebiliyor. İstanbul'da yaşayanlar Karaköy sahilinde kimyasal madde satan dükkanlardan saf aseton temin edebilirler:


       Litrelik veya yarım litrelik şişeler halinde aseton bulabilmek mümkün. Belki daha küçük miktarlarda da satılıyordur ancak sormadım çünkü ABS suyunu ileride farklı amaçlarla da kullanmak mümkün olduğundan (baskı esnasında plastiğin yerinden oynamaması için tabana sürülebiliyor) bol  miktarda almak istemiştim. Asetonu saklarken mutlaka ağzını çok iyi kapatmak gerek, yoksa uçabiliyor. Ayrıca yanıcı bir gaz olduğunu akılda tutmak gerekli. Gaz halinde solunum yollarınızı da tahriş edebilir, o sebeple lütfen aseton ile çalışırken pencereleri açık tutun ve ateş/kıvılcım kaynaklarından uzak tutmaya çalışın.
      Aseton dışında ihtiyacımız olan ikinci malzeme ABS. Ben cihazı satın alırken 1 kilo'dan fazla ABS de yanında hediye olarak verilmişti, dolayısıyla bu konuda pek sıkıntı çekmedim. Aslında ideal olanı, yapıştırmak istediğiniz parça hangi renkte ise o renkte ABS kullanmak ama benim elinde sadece tek bir renk (kırmızı) ABS mevcuttu ve yazıcının plastik parçaları beyaz ABS'den imal edilmişti. Parça fonksiyonel bir parça olduğundan renk uyumunu çok önemsemedim ve kırmızı ABS kullandım. Ufak bir tamirat işi için çok fazla plastiğe ihtiyaç yok. 7-8 cm'lik bir filament parçasını alıp küçük parçalara böldüm:


Bu noktada yapmam gereken, plastik parçaları az bir miktar aseton içine atarak erimelerini sağlamaktı. İyi bir yapıştırıcı elde edebilmek için genellikle yoğurt kıvamında bir solüsyon oluşturmak gerekiyor, yani nispeten az aseton ve çok plastik koymak gerek.  Bu işlemi yapmaya karar verdiğimde o ana kadar çok dikkatimi çekmemiş olan bir sorun ortaya çıktı: Plastiği nasıl bir kap içerisinde aseton ile karıştıracaktım? Sonuçta aseton plastiği eritebiliyor ama yukarıdaki resimdeki aseton şişesine bakarsanız plastik olduğunu görebilirsiniz, dolayısıyla her plastiği eritmiyor. Ben de bu varsayımdan yola çıkarak evde asetonun eritmeyeceği bir plastik bulabilir miyim diye aramalara başladım. İlk bulduğum plastik, şişesi bitmiş bir öksürük şurubunun plastik bardağıydı:


Üstü açık bir bardak seçmek, aseton hemen uçacağından,  mantıklı bir fikir değildi tabii, ama maksat deneme yapmaktı. Dolayısıyla ABS'yi içine atıp üstüne de asetonu döktüm. Sonuç?


Asetonu döker dökmez bardağın tabanından aseton sızmaya başladı! Sanki çok kuvvetli bir asit dökmüşüm gibi, aseton plastiği anında eritmişti:


Zaten kötü bir fikirdi diyerek başka bir kap aramaya başladım. Madem plastik eriyordu, plastik dışında bir madde bulmak mantıklı olabilir diye düşünmüştüm. Süs amaçlı satılan (içinde eskiden ne vardı hatırlamıyorum) küçük metal bir kova buldum:


Yine üstü açık bir kap kullandığımın farkındayım ama o an ana hedefim uygun materyali bulmaktı. Metali de eritecek hali yok ya diye düşünüyordum ki yine asetonun inanılmaz gücü ile karşı karşıya kaldım:


Metali eritemiyordu ama üzerindeki boyayı anında yerinden sökmüştü. Bu fikir de (kova ile birlikte) çöpe gitmişti. Biraz daha evde arama yaptığımda camdan yapılmış küçük bir şişe buldum ve bir de o şişe ile deneme yapayım dedim. Şişenin kapağı da vardı ve bu sayede ağzı kapatılabiliyordu. Aşağıda sonucu görüyoruz:


Evet, sonunda işe yaramıştı. Aseton camı eritmemişti, ayrıca üstündeki plastik kapağı da eritmiyordu. Bu sayede ABS suyu üretimini gerçekleştirebildim.

Parçayı tamir etmek için ABS suyundan bir parça alıp kırık parçanın kırık yüzüne ve ana parçanın kırık kısmına sürdüm. Sıvıyı sürdüğünüz yüzeyler hemen eriyerek macun kıvamına geliyorlar. Bu halde yüzeyleri birbirlerine temas ettirdiğiniz zaman kolay bir şekilde bağlanıyorlar. Biraz o pozisyonda tuttuktan sonra aseton uçuyor ve geriye sert plastik kalıyor. Oluşan bağlantı inanılmaz derecede sağlam ve  demiri kaynakla tutturmaya benzer bir mantık söz konusu. Aşağıda tamir ettiğim iki ayrı parçayı görebilirsiniz:


Yukarıdaki parçayı yaklaşık 4-5 aydır kullanıyorum, en ufak bir sorun çıkarmadı (çok küçük olmasına rağmen).


Z gijonunun konumunu ayarlarken elim yanlışlıkla sert bir şekilde gijona çarpmıştı. Bunun sonucunda Z asansöründeki gijonun geçtiği plastik kısım kırıldı. Bu kısım sabit durmazsa asansör yukarı hareket edemez, o sebeple çok kritik bir parçaydı. ABS suyunu parçaya 360 derecelik bir açı ile uyguladım. Bu parçayı da sorunsuz bir şekilde kullanmaktayım.

Bu örnekleri gördükten ve yaşadıktan sonra parça kırma konusundaki korkumun tamamen ortadan kalktığını söyleyebilirim, çünkü bu  yöntem ile tamir edilemeyecek ABS'den imal edilmiş parça yok gibi bir şey bence.

Aseton ile plastik kutular arasında yaşadığım uyuşmazlıklar sonucunda bu konuyu da araştırmaya karar verdim. Aseton bir solvent olduğundan plastiği eritebiliyor ama her türlü plastiği eritmiyor. Bazıları asetona karşı daha dayanıklı. Plastik şişelerin bazılarının arkasında hangi maddeden yapıldıklarını gösteren bir işaret mevcut (şişenin geri dönüşüm özellikleri ile ilgili bir sembol). Bu sembolleri aşağıdaki resimde görebilirsiniz:


Yukarıdaki sembollerden anlayabileceğimiz gibi, plastik şişeler farklı plastik tiplerinden imal edilebiliyorlar. Bizim en çok duyduğumuz şişe tipi PET (Polyethylene terephthalate) şişe (bildiğimiz su şişeleri). PET şişelere aseton koyulabilir mi diye araştırdığımda iyi bir fikir olmadığını gördüm. Anında erimiyor belki ancak 1-2 hafta içinde şişmeye ve renk değiştirmeye başlıyor ve sonunda da çatlıyor. Asetona dayanıklı olan şişe tipleri HDPE (High-density polyethylene) veya PP (polypropylene)'den yapılmış olanlar. Şişenin arkasında içinde 2 veya 5 yazan bir üçgen görüyorsanız ABS suyu için kullanabilirsiniz. Umarım çok fazla ihtiyacınız olmaz :)